Örf ve Adetlerimiz

bayramugur

Mayıs ayında Hıdrellez ile başlayan yemekli hayırlarımız yaz mevsimi boyunca devam eder. Artık bu gelenek haline gelmiştir. Bazı yıllar öyle olur ki ;her Cuma ve Pazar günü yemekli bir hayır vardır. Köyümüze yaz mevsimi belirtilen günlerde gelen bir kişinin aç kalma gibi bir sorunu olmaz. Hayırların olmadığı günlerde de zaten köy halkı gelen misafiri aç bırakmaz.

1989hayir

Köyümüzde kime sorsak nerede o eski düğünler deyip eskiyi özlemle ansa da çağın, mevcut şartların ve gençlerin isteklerinin bu yönde olması nedeniyle son zamanlarda balolu 4-5 saatlik düğünler tercih edilmektedir. Eskiden köy dışından kız alınıp verilmezken 1990’lı yılların başından itibaren bu gelenek terk edilmiş ve her taraftan evlilikler başlamıştır. Komşu köylerden daha çok Kayalar Köyünden evlilikler yapılırken okuyan ve meslek sahibi kişilerden ise Konya’dan evlilik ilk sırayı almaktadır. Belki de bizlerle devamlı olarak “Yol sizin köyden geçmesin düşmanlar sizi öldürür” diye dalga geçen Danişment’in bu konuda arka sıralarda olması köyümüzü mahalleri olarak görenler açısından düşündürücüdür.

Eskiye özlem demişken eski düğünlerin nasıl meşakkatli, uğraş ve yardımlaşma istediğini anlatmak açısından bir düğünün nasıl yapıldığını hatırlayalım.

keskek

Köyümüzde yapılan bir düğün Perşembe günü erkek ve kız evi akrabalarının toplanarak kız evine giyim halı ve diğer çeyizlik eşyaların götürülmesi ile başlardı. Cuma günü davul ve zurnaların oğlan evi önüne gelerek ilk oyun havasını çalması ile düğün eğlencesi başlar ve köy meydanında eğlenceye devam edilirdi. Bu arada Cuma akşamından itibaren Pazar akşamına kadar hem kız evinde hem de oğlan evinde yemek pişer ve misafirlerle birlikte köy halkına yemek verilirdi. Yemekler ne kadar çeşitli ve bol olursa o kadar makbul görür ve düğün sahibi bundan gurur duyardı. Her düğünün vazgeçilmezi keşkek birkaç gün öncesinden dövülür ve pişmeye hazırlanırdı. En güzel hayvanlarda keşkek için beslenirdi.

Ayrıca içenler tarafından çok beğenilen ve hep sorulan PEKTATLI diye isimlendirilmiş turşumuz düğün yemeklerinin vazgeçilmeziydi. Bu turşu evlerde yapılmak istense de düğünlerde yapılanın tadını hiçbir zaman vermemiştir. Saraylı tatlısı da yemeklerde mutlaka olurdu.

Cumartesi gününden itibaren dışarıdan misafirler gelmeye başlarlar, düğüne geldiklerini de köy girişindeki mezarlık yanında silah atarak bildirirlerdi. Silah sesini duyan köy gençlerinin en büyüğü (efebaşı) davul zurnalarla misafirleri karşılar ve hangi eve gelmişlerse halaylar eşliğinde oraya teslim ederlerdi. Cumartesi günü bu faaliyetler devam ederken kız evi önüne kızın çeyizleri çıkarılıp teşhir edilerek herkese gösterilir, arkasından kız evi akrabalarınca oğlan evine teslim edilirdi.

Diğer taraftan cumartesi günü davul zurna eşliğinde değnek aşırma denen, düz bir yol üzerine iki direk arasına yüksek bir ip gerilir ve at üstünden eldeki ağaç değneğin yere vurularak gerili ip üstünden geçirilmesi oyunu oynanırdı. Bu oyun aynı zamanda at sahiplerinin atlarının reklamını yapma zamanıydı. Atların geliş hızına göre davul zurnalar da tempolarını azaltır ya da arttırırdı. Değneği gerili ip üstünden geçirene değişik hediyeler verilirdi. Bu hediyeler çoğu zaman iki metre basma, havlu veya bir tepsi saraylı tatlısıydı.

degnek

Aynı akşam ise yine köy meydanında ilçemizin bütün köylerinde olduğu gibi deve oyunu, pamukçu kızlar gibi seyirlik oyunlar oynanırdı. Deve sahibi devesi öldü numarası ile maniler söyler ve köyün ileri gelenlerinden bahşiş toplardı.

Devenin önüne koydum samanı                              Evlerinin önü asma

Gitmez gözümün dumanı                                       Asmanın dalına basma

Yetiş Ören imamı                                                 Vereceğin dört metre basma

Devem öldü benim                                               Düğün sahibi kendini geri kasma

Devenin rengi sarı

Kimde buranın anahtarı

Bahşiş vereceğim diye korkma

Gel Ören muhtarı

Bu eğlenceler devam ederken oğlan evi tarafından kız evine kına götürülür geline yakılarak kaynana tarafından hediyeler verilir. Bu esnada;

 

Koca kapının kanadı                              Tarlaya pamuk ekeni                             Ey hengiler hengiler

Üstüne kumru tünedi                             Ayağına batsın dikeni                            Hengi değil şengiler

Oğlanın inadı tuttu                                Yıldırımlar çarpsın                                 Gelinin nazik topuğu

Kızı bize koymadı                                   Benim sevdiğimle yatanı                        Sıkmasın özengiler

diye maniler okunur.

Gece yarısı gelip davul zurnalar sustuktan sonra köy kızları toplanarak Çingene, dilenci, damat gibi değişik kılıklara girerek oğlan evine giderler, damat adayından, babasından annesinden hediye ve yiyecekler alarak kendi aralarında yerlerdi.

Pazar günü sabahı yine eğlence devam eder öğle namazından sonra davul zurna eşliğinde köy sokakları dolaşılarak kadınlar tarafından düğün evine götürülmek üzere hazırlanan saraylı veya boyalı tatlılar toplanarak düğün evine verilirdi. Eğer tatlı üzerine koyun yünü, keçi kılı veya başka bir işaret konduysa bunun da hediye olarak verileceği anlaşılırdı.

Tatlılar teslim edildikten sonra ikindi vakti kız evine doğru oyunlar eşliğinde gelin almaya gidilir, gelinin hazırlanmasını müteakip anne baba ve diğer büyüklerin elleri öpülerek yengeler eşliğinde ata ya da arabaya bindirilirdi. Bu sırada gelinin annesinin kızının özellikleriyle ilgili ağıtlar yakıp ağlaması da adetti.

Yine oyunlar oynanarak oğlan evine getirilen gelin hemen attan indirilmez kaynana ve kaynata tarafından kendisine sözü verilecek hediyeleri beklerdi. Bu hediyeler hayvan, bağ, bahçe ve tarla gibi şeylerdi. Hediyelerin sözünü alan gelin yengeler tarafından attan indirilir ve içeri alınırdı. Şimdi yapıldığı gibi damat koluna takıp gelini götürmezdi. Gelin içeride bir yere oturtulur ve el öpme merasimi yapılırdı. Gelin burada önüne gelen büyük küçük herkesin elini öper ve verilen para takı gibi şeyleri alırdı. Daha sonra topluca yemek yenir ve düğünün davullu zurnalı eğlence kısmı sona ererdi. Pazartesi günü sabahı gelin erkenden kaldırır büyük kadınların elleri öptürülür ve kızlar tarafından oynatılarak düğün sona ererdi. Bu kadar yoğun ve farklı işlemler köy halkının yardımlaşması sayesinde eksiksiz, aksaksız yapılırdı. Evinde bulguru, sütü, yoğurdu ve hoşaflık eriği olan düğün evine götürür verecek hiçbir şeyi olmayanlar ise bulaşık yıkamak, yemek yapmak için düğün evine yardıma giderlerdi.

Köyümüzün geçim kaynağı daha çok çiftçilik ve hayvancılık olsa da özellikle bağları ve pekmezi ile BALYA’nın diğer köylerinden ayrılmaktadır. Köyümüzün belli bir bölgesi üzümün yetişmesi için uygun toprak yapısı sağladığından buralara üzüm bağları dikilmiştir. Üzüm yetiştirmek ve pekmez yapmak zor ve uğraş isteyen bir iştir. Bağlarımız üzümlerine kimyasal ilaç atılmaz sadece göztaşı ve kükürt ile yetiştirilir. Pekmezi son derece kaliteli ve ilaç niyetine herkes tarafından aranan yapısı ile isim yapmıştır. Pekmezin içine doğada belli yerlerde bulunan özel pekmez toprağından başka hiçbir katkı maddesi konmaz.

Üzümün toplanıp suyunun (şıra) çıkarılması kaynatılıp pekmez haline getirilmesi bir günü bulmaktadır. Ayrıca köyümüz topraklarında her türlü meyve ( fındık, dâhil) yetiştirilmektedir.

Köyümüzü gezip görmek, haziran ayından itibaren kirazını, süt eriğini, eylül ayında üzümünü tatmak, pekmez yapılışını görmek veya bir hayır yemeğini yemek isteyenler sizleri bekliyoruz. Unutmayınız ki yalnızca bir tane olan kahvehanemizde size çay ikram edecek ve sizinle sohbet edecek birileri mutlaka olacaktır.